Her şey Akar

İşle, ışılda.

  • Ana Sayfa
    Ana Sayfa Sitedeki tüm blog iletilerine buradan bakabilirsiniz.
  • Kategoriler
    Kategoriler Bu blogda kullanılan kategorilerin listesini görüntüler.
  • Etiketler
    Etiketler Blog içinde kullanılmış etiketleri görüntüler.
  • Blog Yazarları
    Blog Yazarları Sitede beğendiğiniz blog yazarlarını arayın.
  • Takım Blogları
    Takım Blogları Beğendiğiniz takım bloglarını buradan arayın.
  • Oturum Aç
    Oturum Açın Oturum açma formu
Gönderilme: yazar: zaman: Makaleler içinde
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • Tıklanma: 2181
  • 1 Yorum
  • Yazdır

Sayın Yargıç

                                                                   Sayın Yargıç


 


Deneyimsiz olduğum için ilk mahkeme tecrübemde süreçleri ön-göremedim ve gerekli adımları atamadım maalesef. Savunmam, herhalde biraz uzun olduğu için okunmadı. Üzerinde nadide bir göz gezdirildi. Gibi. Sanki. Mişcesine. Susam Sokağı tabiri ile, "hala hop - tereyağlı ballı ekmek" oldu.



Yani "yaz kızım".


 


Yani "yargı filitresinden geçen cümlelere göre savunma demek istiyor ki"...


 


Yani "Savunma dedi", değil.


 


Yani "Evladım, ilk aşama böyledir. Ben derim, sen istersen itiraz edersin sonra. Daha uygun bir basamakta derinlemesine tartışırsınız. Benim şimdi bakmam gerken çok davalar var."


Ne biliyim işte, bende bilmiyorum işte, yani..


Param olsaydı çıkan sonuca itiraz eder ve gerekli adımları sonuna kadar alırdım. Ama maalesef. Hemen her yere giden bir laf var, onu diyeyim madem. "Hayırlısı"

 

*

 

T.C


Kadiköy(İstanbul)


2. Sulh Ceza Mahkemesine 


Soruşturma No: 2012/5469                    


Esas No           : 2011/8609


İddianame No :  2012/2855


DAVACI         : K.H.

MÜŞTEKİ      : Sn. Adnan Oktar

ŞÜPHELİ       :  Sn. Ensar Üzümcü

KONU            : Davacının iddiasına karşı savunmamın sunulmasıdır. 

AÇIKLAMALAR :

       Yukarıda esas numarası yazılı bulunan Mahkemeniz dosyası, davacı K.H. ‘nin Müvekkiline hakaret ettiklerinden bahisle şikayette bulunması üzerine açılmıştır. Davacının iddasında iler sürdüğü gibi kendisine hakarette bulunulduğunu kabul edebilmek mümkün değildir. Bunun nedenleri aşağıdaki izah edilmeye çalışılmaktadır.

 

Sayın Yargıç,

Müsaadenizle önce kendimi takdim edeyim.

 

..... .


 


Sayın Yargıç,


Bu savunmayı hazırlamadan evvel fazlasıyla tedirgindim. Çünkü zihnimdeki gerçekleri ifade etmenin ve sizleri sağlıklı bir yargı sürecine salıvermek için gösterilmesi gereken çabanın çoktan seçmeli sorulara cevap vermek kadar kolay olmayacağı gerçeği ile karşı karşıya olduğumun farkına vardım.

 

Şu anda iyi-kötü aklımın erdiği ve dilim döndüğü kadarıyla hakikati söyleyeceğim; diyeceklerimin doğru olduğuna ve adalet ışığını ellerinde taşıyabilen siz deneyimli yargıçların tarafından hakkı ile anlamlandırılabileceğine gönülden inanıyorum. Fakat bir Yargıç karşısına ilk defa çıkıyorum ve buranın diline de tümü ile yabancıyım.


Her nasıl ki bir ecnebinin kendi dili ve kendi kültüründe edindiği tavırlarla kendisini ifade etmesini en tabiî/en doğal bir şey olarak karşılarsınız, beni de tıpkı bir yabancıymışçasına göz önüne alarak alışık olduğum gibi yazmama izin veriniz. Bu dileğimi yersiz bulmayacağınızı ümit ederim. Eğer iyi bir yargıcın asıl meziyeti ifade edilmek isteneni anlamaksa, ifade iyi veya kötü olmuş bundan ne çıkar; nitekim benim görevim de doğruyu en iyi şekilde size aktarmaya çalışmak olacaktır.


Dilerseniz önce yakın geçmişteki bir haberi alıntı ile başlıyayım:

 

 “Adnan Oktar’ın avukatı Ceyhun Gökdoğan müvekkili hakkındaki tüm yayınları uzman ekibiyle birlikte titizlikle takip ettiklerini ve hemen hemen her hukukdışı yayına veya yoruma karşı hukuki başvuru yaptıklarını söyledi. Gökdoğan, sadece son iki hafta içinde Savcılıkların iddianame düzenleyerek açtıkları ceza davası sayısının 15’e vardığını söyledi. Son iki hafta içinde açılan ceza davaları ile birlikte bugüne kadar ortalama 100’e yakın ceza davasının açıldığını, birçoğunun mahkumiyetle neticelendiğini belirten Adnan Oktar’ın avukatı, şu anDa bu davalar içinde beraatle sonuçlanan bir dava bulunmadığını belirtti. Halen devam eden 450 kadar da soruşturma olduğunu belirten Gökdoğan, ceza davaları dışında manevi tazminat davaları açtıklarını söyledi. Avukat Gökdoğan, internetin başıbozuk bir mecra olmadığını, internet yoluyla suç işleyenin yanına kar kalmayacağını bu davalar vesilesiyle gösterdiklerini de sözlerine ekledi.”

 

Koşullanmalarımız tepkilerimizi belirlemede önemli bir rol oynar sayın Yargıç. Eğer vejetaryen bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldiysek ve soframızda etli yemekler varsa , midemiz bulanacak ve kendimizi hasta hissedeceğiz; elbette et yüzünden değil, koşullanmalarımız yüzünden. Et yemeğine koşullanmış bir kimsenin ise yemeğin sadece görüntüsünden bile ağzı sulanacak, midesinin bulanmasındansa iştahı açılacak, kendini mutlu addedecek ve heyecan duyacaktır. Bu da bir koşullanmadır.


Görünen o ki, kendisine hakarette bulunulduğu gerekçesiyle sizlere başvuran Sn. Adnan Oktar’ın Avukatı yukarıdaki örnekteki gibi, bir şartlanma sonucu, refleks hareketi göstermişlerdir. Görevli polis arkadaşlar kapıya geldikten sonra biraz interneti araştırdım ve kendilerinin devamlı suretle hakarete maruz kaldığını öğrendim. Bilişim suçları müdürlüğünde 100’ü aşkın dosyaları varmış. İfade vermeye gittiğimde çalışanlardan da aynı gerçeği işitmiştim. Bu gerçeklere şahit olmak aslında üzücüdür. Kendisi hangi sebeplerle bu zulmü  yaşamaktadır bilemiyorum. Ancak benim kendisine ithaf ettiğim sözcüklerin hakaret olarak algılanması bir yana, onlar bir hakikate göre gerçeği tanımlamaktan daha fazla veya az bir şey değildirler. Tabi bunun niçin böyle olduğunun anlaşılabilmesi için sebeplerimin de iyice anlaşılması gerekir.


Gündelik hayatta kullandığımız kavramların oluşumları, kendi içlerinde ne oldukları ve toplum tarafından nasıl farklı biçimlerde algılanabildiklerinin açık bir şekilde izah edilebilmesi bu kısıtlı alanda ve zamanda pek mümkün gözükmüyor. Fakat bilebileceğimiz şeyler de var. Mesela su götürmez açık hakaretlerin yanında bazı kelimelerin anlamlarının kapalı olabilmesi, halk içerisinde birden fazla anlama gelebilmesi ve kültüre göre farklı manalara denk tutulabilmesi hususu bunlardan birisidir.

 

Sayın Yargıç,


Ben aptal ile salak arasındaki farkı bilen bir insanım. Fakat ben özgürlük ifade ettiğimde ahlaksızlık demeyi istemiyorum. Doğru anlaşılmayabilirim. Özgürlük dediğimde birileri bunu ahlaksızlık olarak anlayacaktır, lakin işler genelde böyle yürür, bilirsiniz. Sürekli kontrol altında kalmış bir zihin ne zaman özgürlüğü işitse onu hemen ahlaksızlık olarak algılar. Çünkü o kişi için ahlaksızlık kontrolün karşı ucu haline gelmiştir. Dahası, özgür olan şeyin ne olduğu ve onun neyden özgür olduğu, bir şey için mi yoksa sadece bir şeyden mi özgür olduğu da anlaşılmalıdır. İnanıyorum ki, kavramlara kapıyı işte tam da buradan açmak gerekir ki tanımlamalarımız eksik kalmasın ve hakiki bir anlam bulma çabamız boşa gitmesin... Ve soyut olan kavramlarla uğraşan sizlerin yaptığı bu iş bilimlerin –belki de- en zor olanıdır. Bunu artık daha rahat görebiliyorum.

 

                                                          1 + 1 + 1 = 1

 

Matematiksel ve mantıksal önermelerin doğruluk değerleri bizlerin veya toplumun ideolojileri, dini inançları ve teorilerinden nasıl ki bağımsızsa, nasıl ki onlardan özgürse, evrensel olan ahlaki realite de aynı onlar gibi özgür olmalıdır kanaatindeyim. Kanunlarımız da belki böylesi bir zihin üzerinde inşa edilmişlerdir, fakat onları yeterince çalışamadığım için bunu henüz bilemiyorum. Sanırım bazen ahlaki bir yargıda bulunmak için olayları sezgisel olarak kavramamız da gerekebiliyor. Bu noktada sizlerin tecrübelerine güveniyorum.  Nasıl ve neye göre yargılanacağımı tam olarak bilmiyor olsam da düşüncelerimin bu süreçte mühim bir rol oynaması gerektiğine inanıyor ve onları sizinle paylaşıyorum. Yoksa amacım asla burada nutuk atmak değil.

 


Merak ediyorum Sayın Yargıç, bir hırsıza “hırsız” veya bir sahtekara “sahtekar” demek suç mudur? Peki size elini uzatan birisine sizin elinizi uzatmıyor olmanız hemen bir ahlaksızlığa mı dönüşmelidir? Sırf kültürünüzde böyle bir şey olmamış veya siz aşırı hijyen düşkünü birisi olmuşsunuz diye, ahlaksız biri olarak etiketlenmeli misiniz?  Yani medenilik ile ahlaklılık özdeştirilmeli midir? Sanmıyorum, öyle olmaması gerekir. Yargı süreçlerinde bazı şeyleri birbirinden ayırmamız gerektiği eminim sizce de gayet açıktır. Ve eğer hakaret olarak algılanan ifadelerim sadece kendi başlarına ve kendinde şeyler olarak dikkate alınacaklarsa burada söyleyebileceğim pek söz bulunmaz. Fakat bağlama bakabilirsek söylenecek çok şey var.


İlk olarak Türk Dil Kurumu’nun resmi sitesi olan www.tdk.gov.tr‘ye erişim sağlayıp “hergele” sözcüğünün anlamına baktığımda epey şaşırmıştım. Çünkü ilk madde ‘binmeye veya yük taşımaya alıştırılmamış at veya eşek sürüsü’  manasını taşıyordu. Bunu ilk kez okuyordum. İkinci manası ise “Terbiyesiz, görgüsüz (kimse)” anlamında idi. Bu ikinci olan anlamı çok defalar televizyon aracılığı ile işittim ve onun hep ikinci manası ile kullanıldığına tanık oldum. Her ne kadar resmi sitede yer almıyor olsa da haylaz ve yaramaz manalarına gelen bir tarafı olduğunu karikatürler ve bazı filmler yoluyla zaten biliyordum. İnterneti biraz daha araştırdım ve doğru bir kullanım olmasa da bu sözcüğün övgü olarak algılanabildiğini gördüm. İlgili haberde Mehmet Barlas bu durumu eleştirmiş:

 

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/barlas/2009/05/21/hergele_kelimesi_ovgu_icin_kullanilmali_mi



"Hergele" kelimesi övgü için kullanılmalı mı?


MEDYADAN

 

HÜRRİYET'İN Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök'ün gazetesinde yazmaya başlayacak yeni yazarını "Yarından itibaren İslami kesimin en haylaz, en hergele çocuklarından birini okumaya başlayacaksınız" diye tanıtması, kavram kargaşaları okyanusumuzu daha da derinleştirdi. 

Almanya'dan yazan bir genç okurumuz (Ahmet Sargın) "Hergele bir övgü sıfatı mıdır" diye soruyordu geçen gün. 

Sözlüklere göre "Hergele" kelimesi "Binilmeye ve yük taşımaya alışkın olmayan huysuz atlar ve eşekler" anlamına gelirmiş. 

Hergele mecazi olarak da "Terbiyesiz ve azılı kimseler için sövgü olarak"kullanılırmış. 

Bu açıdan Ertuğrul Özkök'ün bir yazarını " Hergele" diyerek övmesi, dilin yanlış kullanımına örnek olabilir. 

Mesela "Ertuğrul Özkök Hürriyet'e yazar bulmak için Hergele Pazarı'na gitti" denilebilir mi? 

Veya "Ertuğrul Özkök liberal eğilimli meslektaşları hakkında çok hergelece yazılar yazıyor" dediğinizde, bu bir övgü olabilir mi? 

Bu olay, özellikle kitle gazetelerinde yazanların kelimeleri seçerken genç kuşakları yanılgılara yönlendirmemeleri gerektiğini gösteriyor.

"Hergele"yi bir övgü sıfatı sanan bir genç "Benim babam çok hergele bir adam" derse ya da kendisini yargılayan hâkimi övmeye çalışan sanık "Çok hergele bir hukukçusunuz sayın yargıç" diye konuşursa tabii ki olumsuz sonuçlar doğar. 

 

Özetle Türkçeyi doğru kullanmalıyız. 

"Bizzat" ile "Bilakis"in yanlış kullanımında veya "Şahsen" ile "Gıyaben"in karıştırılmalarında sık sık görüyoruz.

Yıllar önce bir genç okurum benimle görüşmek istediğinde kendisine telefonla randevu vermiştim. O da cevap olarak,"Söylediğiniz saatte teşrif edeceğim" demişti. 


Acaba bunu hergelelik olsun diye mi böyle söylemişti?


Peki ben niçin böyle söylüyorum?


Sayın Barlas’ın yukarıdaki haberi yapmasına sebep olan şey aslında bizlerin kültürü ve bilgi edinme biçimi ile yakından ilişkilidir sayın Yargıç. Bizler övgü ile sövgüyü, nitelikle niceliği karıştırmayı her nasılsa çok güzel başarırız. Öyle ki, bağlama bakmak bizler için artık kaçınılmaz olur. Bizler kuş gibi özgür oluruz mesela veya kuş kafalı, kurt gibi acıkırız veya kendimizi kurtlar sofrasında buluruz, aslan gibi yürekli bir lider oluruz fakat nedense ekmeği de aslanın ağzına koyarız, ayı gibi güçlü oluruz fakat bazen bununla medeniyetsizliği ifade ederiz, ön sıralarda oturan çok çalışkan bir öğrenci isek inek, çok uyursak tavuk, başkalarının düşünmediğini düşünürsek tilki ve kalabalıkları takip edersek koyuna dönüşürüz.  Hakaret etme istediğimizden kaynaklanıyor olmasa da belirli bir büyüklüğe sahip arılara “eşek arısı” bile tabir etmişizdir. Diğer yandan eşeğin sesi kötü, gözü ise güzeldir. Tüm bu örneklemeler bir hayvanın, mesela bir eşeğin başlı başına bir hakaret objesi veya bir aslanın başlı başına bir övgü objesi olarak algılanmasına yol açmadığını, şeylerin algımıza böyle yansımadığını göstermeye yeterlidir kanaatindeyim.

 

“Bilinç Açıklandı” (Consciousness Explained) kitabının yazarı Prof. Dennet’in de önemle altını çizdiği gibi, bir fili hayal ettiğimizde zihnimizde oluşan dalga boyu teknoloji ve bilimsel metotların yardımı ile ölçülebilse dahi, sarı bir fil veya kırmızı bir fil hayal ettiğimizde, fili önden veya yukarıdan hayal ettiğimizde bunun dalga boyuna ne katacağını yahut ondan neyi eksilteceğini ayrıştırabilmek, zihni mercek altına alınan kişinin kendi ifadesine rağmen elimizdeki veriye bakarak onun yalan söylediğine kanaat getirebilmek henüz pek olası gözükmüyor. Bu örneklerin algımızdaki olası çeşitlilikleri hatırlatmada fayda sağladığını düşünüyorum. Yoksa açık hakaret içeren sözcüklerin ifade özgürlüğü başlığı altında yer alması gerektiği düşüncesinde değilim ve hiçbir vakit olmadım. Samimiyet ile laubalilik arasındaki fark ve iletişimde diğerine göre nerede olduğunun bilinmesi elbette şahsım nezdinde önem arz eder.

 

Peki tüm bu ifadelerime rağmen niçin böyle söylüyorum ve nasıl oluyor da ifadelerim bir gerçeğe göre yapılan tanımlamalar olabiliyorlar?

Evvela şunun altını çizmekte fayda  var, ben hiçbir vakit davacıya özel bir mesaj iltmek suretiyle veya internet bulutunda kendisine ait bir sayfaya erişerek şahsına hakaret(ler) savurmamışım. Kaldı ki böyle bir şeyi yapacak karakterde değilim. Dahası, onun özel yaşantısını bilmiyor, her birimizin yaşantısındaki gibi önemli ve aynı zamanda değişken olan statü ve rollerimiz yoluyla bürünebildiğimiz davranış ve tutumlarını menfi veya müspet yönde eleştirebilecek kadar kendisini tanımıyorum. Bu bir yana dursun, davacı ile bir kez olsun tanışmış bile değilim. Ancak, siz de takdir edersiniz ki bir yargıya varmak veya eleştiri yapabilmek kişiyi ille de yakinen tanımayı gerektirmez. Ve eğer dikkat edersek, bazı eleştirilerimizi aslında bir parçası olduğumuz DAHA YÜCE BİR DEĞER İÇİN yükselttiğimizi görebiliriz. Eleştiri sadece zulüm gördüğümüzde veya dışarıda çıkarlarımızı ve egomuzu ilgilendiren bir olay gerçekleştiğinde vuku bulmaz. Bizler yüce değerler üreten ve aynı zamanda onları koruyan, korumayı isteyen organizmalarız.


Bizler sadece yaşımız, işimiz, havada dalgalanan sesimiz, fiziksel ve zihinsel özelliklerimiz değiliz. Statü ve rollerimiz de dahil olmak üzere tüm bunlar zamanla değişkenlik gösterebilen şeylerdir.  Mesela kötü bir baba aynı zamanda çalışma ortamındaki iyi bir arkadaş, çalışanların hakkını gözeten meziyetli bir yönetici veya çalıştığı firmaya üstün katkılar sağlayan dahi bir mühendis olabilir. Fakat, bazı mühim gerekçeler sebebi ile zaaf içeren yönlerimizi farklı biçimlerde eleştirmemiz gerekebiliyor ve sergilenen eleştirel yaklaşımın bir biçimde ilgili bireyin “öz” üne indirgenmesini, “yargı” cümlesinin merkezci bir bakış  sergilenerek onun tüm benliği üzerinde mutlaklaştırılmasını doğru bulmuyorum.  Siz de takdir edersiniz ki zihinsel aktivitesi yerinde olan başarılı bir öğrenci, beden derslerinde iyi olmaya bilir. Her ikisinde de başarılı olup bazı ortamlarda yaramaz-haylaz bir karakter sergileyebilir. Veya birey, toplum tarafından oluşturulmuş bazı normları karşılayabilen, fazlaca alkış toplayan ancak gerçekte iyi  olmayan, kötü bir siyasetçi olabilir. Kişi zengin olsa da hırsızlığa eğilim gösteren, bir devlet kurumunda ulvi bir görevi üstlenmiş bir yargıç olsa da çocuksu bir sebeple kendisini dinlememiş olan kızına kemeriyle vurabilen, bir yönüyle hasta bir insan, olabilir (Arkansas Hakimi Williams Adams davası). Bu dünyada bu ve benzeri bir çok olaylara şahit oluyoruz. Bunlar ırkımızın çeşitli zaaflarıdırlar. Gerektirecek mühim sebep(ler) olmadığı müddetçe aslında lokal olan yargılarımız kişilik olarak tabir ettiğimiz kompleks olan yapıya indirgenmemeli ve onunla özdeştirilmeye çalışılmamalıdır düşüncesindeyim.  Farklı kategoriler açabilmeliyiz.


Neticede, ilgili videoda davacının anlattıkları onun Kuran bilgisi açısından yetersiz ve yanlış bilgilerle donatıldığını net bir biçimde gösterir. Mevzu yoruma sebep olan da internet üzerinde kendisinin verdiği özel bir röportajı içeren video serisindeki konuşmaları ve İslam ile ilgili bazı Kuran dışı beyanları olduğuna kanaat getirmemdir. Belki tekrar belirtmek gerekecek, kendisinin benden “az” ahlaklı olduğunu veya kendisinden “daha” iyi bir yaşam sürdüğümü veya “daha” entelektüel biri olduğumu asla ifade etmiyorum. Yargılar konuya ve ilgili nesnenin o konuyla olan bağlantısına ilişkindir, fazlası değil. Bunun yanında, insanlar elbette gerçek dışı ifadelerde bulunabilme özgürlüğüne sahiptirler. UFO’ların varlığına ve hatta uzaylılar tarafından kaçırıldığına inanarak yaşayanlar, Mehdi veya Peygamber olduğuna inananlar, buraya ikinci kez geldiği inancını taşıyanlar, Noel Baba ve benzerleri bu gerçeğe örnek teşkil eden işaretlerden sadece bir kaçıdır.


Ben de dahil olmak üzere bir çok araştırmacı ve alanlarının önderleri olan profesörler dinimizde Mehdi inancı olmadığını bilirler. Eğer davacı, tüm canlılığın sahibi olan Allah’tan geldiğine inanılan ve ilahi bir kaynak olarak kabul edilen kitap Kuran’ın mesajına aykırı ve çelişkili kimi ifadeleri “hadisler” çatısı altında -Peygamberin sözleri olduğu gerekçesini sunarak- ilahi kaynak ile özdeştirme cüretini gösterebiliyorsa, hurafe bilgileri sanki Allah katından gelen gerçeklermiş gibi anlatarak halk üzerinde din açısından doğru olmayan bir intiba uyandırabilme özgürlüğüne sahip olabiliyorsa, Peygamberlerimizden Muhammed’in vefatından yaklaşık 230 yıl sonra devşirilen ve  “sahih hadisler” adı altında yüzyıllar sonra kitaplaştırılan külliyatın içerisindeki bazı uydurmaları Allah’ın dini diye beyan edebiliyor ve kendi seçmeci inancını bir biçimde meşrulaştırarak istikametini biraz da olsa şaşırmış ve içi boşaltılmış manevi dinamolarımızı fevri olarak niteleyebileceğimiz tavırlarla doldurma eğilimi gösterebiliyorsa, kendisine ait bir televizyon kanalında haylaz ve yaramaz bir çocuk hareket ederek, Kuran’dan sürekli ayetler tırtıklayıp bunları hadislerle özgürce yoğurabiliyor ve İslam dininin çekirdek gerçeklerini böylece suiistimal edebiliyor, farklı yollarla kendisine getirilen yapıcı eleştirilere kulak asmayıp bu zaafında fütursuzca diretebiliyorsa, belirtmemde fayda var; bu tutumu yine aynı kitap Kuran tarafından münafıklık (iki yüzlülük) olarak tanımlanmaktadır. Bazı insanların benim yaşadığım dini farklı gösterme ve saptırma özgürlüğü olabiliyorken, gerçeği görebilen fakat kendini ifade etmede yetersiz kalan – sayıları az da olsa - samimi insanların henüz ham olan dini duygularını depreştirerek hukuki yollarla onları paralarından, bilgisayarlarından ve rahatlarından edebiliyorken ve ben tüm bu olan bitene şahit oluyorken, niçin o kişiye (düzeltene kadar yanlış bildiğim şekliyle de olsa) “kapalı” bir uslupla “terbiyesiz” diyemiyeyim? Bunu aklım almıyor Sayın Yargıç, anlayamıyorum.


Kaldı ki Mehdi inancı dinimize sokulmaya çalışılan sayısız hurafelerden sadece bir tanesidir. Nihayetinde bu oyun, kendini fark ettirmeden gerçekleştiren ve yayılma hızı artan bir hastalığa dönüşebilir. Bir tarafıyla dönüşmüştür de... Bu sebeple topluma mal olmuş insanların “La Yü’sel” (sorgulanamaz, eleştirilemez) makamında olmalarını tehlikeli buluyorum. Düşüncelerim bunlardır. Suistimalin doğası ve boş şapkadan sayısız tavşan çıkarma meziyeti utançtan utanan insanların türemesine daha fazla yardımcı olmasın istiyorum.


Tabi yeri gelmişken şunu da belirtmeme izin verin, Kuran’daki ifadeler bir gerçek zemini üzerinde yapılan tanımlamalardan ve bilgilendirmelerden ibarettirler. Örneğin Kuran’da bazı insanların içlerinde bulundukları tutumlar tanımlanırken “iki yüzlüler” - “yalancılar” vb. ifadelere yer verilmiştir. Fakat içinde bulundukları sistemde gerçekleştirdikleri doğru olmayan aksiyonları iyi ve güzel doğrultuda değiştirdikleri ve kendi içlerinde olanı düzelttikleri vakit Allah onları affedeceğinin ve iyiliklere salacağının sözünü de aynı kitapta belirtmiştir. İlginçtir, bu kitap, Kuran, zulm altında olan kişinin söylediği kötü sözü de geçerli saymaz ( Bak Nisa suresi 148 inci ayet).  Ve zulm, bir şeyi doğal olan yerinden başka bir yere taşımaktır.

 

Velhasılıkelam, Allah (haşa) bu insanlara hakaret etmemiştir. Zira Allah’ın bu yola baş vurarak koruması gereken bir egosu olmadığı gibi kendi yarattığı yaratıkların ifadelerine hakaret ederek cevap verecek olan aciz bir varlık da değildir.. Bu ayetler aracılığı ile bizlere aktarılan şeylerin  salt bir  gerçeğe göre yapılan tanımlamalar ve teşbih ile anlatımlardan başka bir şey olmadığını görüyorum.. Nasıl ki küçük bir kız çocuğunun tecavüze uğraması veya çocukların katledilmesi gibi olaylara insani değerlerimiz üzerinden yaptığımız bir yargıyla  “insanlık dışı” benzetmesini layık görebiliyoruz ve aynı zamanda bir hayvan olan “Aslan” ı bir övgü olarak kullanabiliyoruz, işte öyle sofistike bir teşbih ve anlatım.. Demek ki olaylar bazen göründüğü gibi tek boyutlu olmayabiliyor. Mesela en az 3 boyutlu oluyorlar. Demem o ki, ilahi kaynak üzerinden yapılan yargılar da hiçbir vakit mutlak değildirler. Onlar bizlerin tutumlarına göre değişken bir yapıya bürünürler. Sonuç olarak bizler yargı süreçlerimizde ulaştığımız son gerçeği esas alırız ve yer-yer farklı sebeplerle bunu akustik veya yazılı olarak algımıza bağlamayı isteriz.

 

Benim asli gerekçem ise temelde vakıf olduğum bir hakikatten ileri gelir. Yeterince Kuran terbiyesi almış bir kimse uydurma bilgilerin peşinden daha fazla gitmez, gidemez..  Sözü daha fazla uzatmadan imzamı hiç çekinmeden altına atabileceğim kısa bir paylaşım ile müdaafamı bitireyim.


“Kuran'ı inceleyelim önce ve bir barış, iman ve yalnızca Allah'a teslimiyet düzeni olan İslam’ın esaslarını sayıp dökelim.


İslam:


• islam özel isim değildir; kök olarak teslimiyet/barış anlamına gelir. İbrahim'le yeni bir aşamaya


ulaşan (4:125; 22:78) ve tüm peygamberler ve elçiler tarafından iletilen ilahi sistem Allah


tarafından bu kelimeyle tanımlanır (5:111; 10:72; 98:5).


• yalnızca Allah'a teslim olmaktır (2:112,131; 4:125; 6:71; 22:34; 40:66).


• yaratılışımızdaki sistemdir (30:30).


• doğa ile uyumlu evrensel ilkeler sistemidir (3:83; 33:30; 35:43).


• yalnızca öznel deneyimler değil nesnel kanıtları da ister (3:86; 2:111; 21:24; 74:30).


• bir savın doğruluğunu kabul etmek için kalabalıklara veya duygulara değil aklın ölçüsüne


başvurmamızı bekler (17:36; 4:174; 8:42; 10:100; 11:17; 74:30-31).


• bilgi, eğitim, ve öğrenime önem verir (35:28; 4:162; 9:122; 22:54; 27:40; 29:44,49).


• insanın yeryüzündeki yaratılışını bilimsel olarak araştırmamızı öğütler (29:20).


• Allah ile insanın arasına din adamlarının ve şefaatçıların girmesini reddeder (2:48; 9:31-34).


• dinden çıkar sağlamayı yasaklar (9:34; 2:41,79,174; 5:44; 9:9).


• bireyin özgür ve sorumlu davranmasını, ve yetkisiz yetkililere boyun eğmemesini savunur (6:164).


• her türlü inanç ve düşüncenin özgürce açıklanabilmesini savunur (2:256; 18:29; 10:99; 88:21-22).


• kamu işlerinde yöneticilerin seçilmesini ve toplu danışmayı gerekli görür (42:38; 5:12).


• yönetime bütün vatandaşların katılmasını sağlayan bir demokrasiyi önerir (58:11).


• rüşveti yasaklar; çıkar gruplarının ve şirketlerin yönetimde tekel olmasının önlemlenmesini


öğütler (2:188).


• yönetici seçiminde ehliyet ve adalet ilkelerinin gözetilmesini emreder (4:58).


• herkes için adaleti savunur; ve hukuk sözkonusu olunca hiçbir ırkı, dini veya mezhebi kayırmaz


(5:8).


• yönetim ya da bireylerce hakkı yenen herkese tazminat almak veya adaleti gerçekleştirmek için


dilekçe ile şikayette bulunabilme hakkı tanır (4:148).


• sosyal yardım, ekonomik özgürlük ve zenginliğin paylaşılmasını teşvik eder (2:215, 59:7).


• her bireyin yaşama hakkına son derece saygı gösterir (5:32).


• bir toplumun niteliğinin kendisini oluşturan üyelerin niteliğine bağlı olduğunu ilke edinir (13:11).


• kişinin özel yaşamına saygı göstermemizi emreder (49:12).


• delillerle kanıtlanıncaya kadar her sanığı suçsuz sayar (49:12).


• tanıklık edecek kişileri olası tehditlerden korur (2:282).


• suçsuz kimseleri başkasının suçundan sorumlu tutmaz (53:38).


• kişilerin malvarlığını güvence altına alır (2:85,188; 4:29; ancak 24:29 ve 59:6-7'deki durumlar


istisnadır).


• üretmeyen ekonomiden uzak durmamızı öğütler (2:275; 5:90; 3:130).


• yoksullara bakmamızı ve yardım etmemizi ister (6:141; 7:156).


• insanların ırk ve cins farklılığını bir avantaj olarak görmemizi ve Adem'in çocukları olarak


birbirimize olan eşitliğimizi vurgular (49:13).


• kadınları erkekler gibi saygın kabul eder (3:195; 4:124; 16:97).


• bilincin önemini vurgular (5:90).


• bütün ulusları birbiriyle barış içinde yaşamaya çağırır (2:62; 2:135-136, 208).


• dünyayı bütün insanların evi sayar ve bir ülkeden diğer ülkeye göç etmeyi herkesin hakkı kabul eder (4:97-98).


• saldırganları güçle caydırıp barışı gerçekleştirmemizi ister (60:8,9; 8:60).


• 'altın kaplamalı bronz' kuralı, bağışlamanın teşvik edildiği hukukta suç, suçlu ve ceza arasında


benzerlik kuralını izler (42:20; 7:33).


• hakkı yenenlere ve baskı görenelere arka çıkmamızı emreder (4:75).


• insanlara doğruluk ve güzel ahlakta yarışmayı öğütler (16:90)


• insanları, barış, dürüstlük ve nezaket gibi iyi şeylere özendirip kötülükten caydırmaya çağırır


(3:110)


• ahlaki değer ölçülerinin yüksek tutulmasını ister (25:63-76; 31:12-20; 23:1-11).


• doğal çevreyle uyum içinde yaşamamızı emreder (30:41).


• Allah'ın onayladığı tek yasa/sistem'in islam olduğunu bildirir (3:19,85).


Sonuç olarak, İslam yani teslimiyet ve barış denen ilahi sistemin yerini almak üzere ulema tarafından hadis, sünnet ve mezheb kuralları üretilerek bizim Hislam dediğimiz bir din uydurulmuş durumda. Öyle bir çarpıtma ki bunun derinliği ve genişliği insanın hayal gücüne dahi sığamaz.”


Sayın Yargıç,

 

 Eğer beraat kararı alırsanız gerekçelerimin en az bir açıdan yeterli olabileceğini ve aynı zamanda kelime seçimlerinde farklı boyutların da değerlendirmesi gerektiğini bizlere tekrardan hatırlatmış olacaksınız. Burayı böylesi bir husus için meşgul ettiğimden ötürü ayrıca özür beyan eder, saygılarımı sunarım.

 

Ensar Üzümcü

 

 
Son değişiklik zaman:
82 İstanbul, Üsküdar doğumlu... Tam bir kitap canavarı. Öyle homur homur da yemiyor; kitaplara karşı epey nazik bir canavar bu arkadaş. Bile bile, duya duya ve doya doya okuyor.

Her an buradan göçebileceğinin bilincinde...

"Organik amaca yönelik" bireysel ve toplumsal gelişim ve dönüşüm için farklı alanlarda itkiler oluşturmaya bayılıyor. Cennetsel bonuslarını cebine biriktirip Rahman'a sunmak istiyor. Ensar, son bir kaç yıldır DBF (din, bilim, felsefe) üçgeninde aktif olarak yer almakadır ve nadir de olsa mutfağında bazen acı bazen tatlı sorgulatan makaleler pişirir.

Meraklı Zihin için eğitimle ilgili biraz daha;

Elektronik eğitimi aldığı lise yıllarında, bir yandan atölyede radyo ve merdiven otomatiği üretmeyle ve 70 derece açıyla deftere yatık yazı işlemekle ilgilenirken diğer yandan basketbol, satranç ve kahvede kağıt oyunlarını kovaladı. Tabi vazgeçilmezi olan Stephen King'i de... Ensar artı gerçeklerin peşinden koşuyor ve birlikte koşabileceği arkadaşları arıyor.

Doğu Londra üniverstesini subjektif ve objektif açmazlardan dolayı 3. dönem terk etti ve London School of Commerce'te IT & E-Commerce üzerine eğitimini tamamladı. Ensar aynı zamanda deneyimli ve sertifikalı bir sistem mühendisi (MCSE); ayrıca A+ ve CCNA eğitimi de gördü. Fakat sadece "mühendis" olan mekanik kafaları hiç mi hiç sevmediğinin altını çiziyor.

İş güce dair;

Pek azınız bu çocuk kadar farklı işlerde çalışmışsınızdır, bakın hele:

1) Bir pide dükkanında pideci ve kasiyer (yaz dönemleri)
2) Bir otelde resepsiyonist (yaz dönemleri)
3) Aynı otelde dönemsel oda temizlikçisi (yaz dönemleri)
4) Sucu
5) Dolmuş şoförlüğü ( 2 ay)
6) Londra'da bir garson ve bartender (3yıl)
7) Bir bankanın IT bölümünde Sistem Destek Uzmanı (3,6yıl)
8) Amele
9) Amatör olarak çevirmenlik

Hobileri (Hobilerim boş zamanlarım değildir):

Elim gittiğince gitar doğaçlarım; Müzik (hem gıda hem silah olarak); Spor severim, Kur'an Okumak, Allah'a Yönelmek, Şarkı Söylemek, Gelişmek & Geliştirmek, Değer Bilmek, Kısa Kesmek (bazen),

Okuduğu bazı kitaplara ve yorumlarına buradan bakabileceksiniz. (Ensar'a kitap önerin.)

https://www.goodreads.com/review/list/25100444

Yaptığı ve yüklediği bazı youtube videoları şurada:

https://www.youtube.com/my_videos?o=U

Önerdiği siteler:

www.quranix.org
www.youtube.com/edipyuksel
www.mucizeler.com
www.diniyazilar.net
www.canertaslaman.com

İngilizce siteler:

corpus.quran.com
http://www.deenresearchcenter.com/
http://www.free-minds.org/
http://www.free-minds.org/links
https://www.gutenberg.org/

Çevirdiği makale ve videolar;

Yakında
Yazarın son kayıtları

Yorumlar

  • Selim Çalışkan
    Selim Çalışkan Cuma, 10 Nisan 2015

    Şu kitaplar hakkındaki yorumlarını alabilir miyim?
    No god but God: The Origins, Evolution and Future of Islam
    The Qur'an, Morality and Critical Reason: The Essential Muhammad Shahrur
    A People's History of the United States

Yorum yazın

Misafir
Misafir Pazartesi, 25 Eylül 2017

Son Eklenen Videolar

No post has been created yet.

Popüler Videolar

No post has been created yet.